Follow by Email

2 Mart 2013 Cumartesi

ELEŞTİRİ


Cengiz Uğurlu’nun “Genç Yazarlara Tavsiyeler” isimli kitabını aldım geçen gün. Hayli etkileyici bir kitap. İlk cümlesinden itibaren elinizden bırakamıyorsunuz. Kitap o denli sürükleyici ki adeta yanı başınızda sizinle konuşuyor Cengiz Uğurlu. Kıvrak bir üslup, şaşırtıcı bir bakış açısı. Derhal bir eleştiri yazılmalı bu yenilikçi eserle ilgili. Bu sebeple, söz konusu yazının sorumluluğunu bizzat kendimin üstleneceğini hemen bildiriyorum derginin yayın kuruluna.
Şöyle başlıyor kitap: Kimseyi dinlemeyin!
Ve işte aynı cümleyle de sona eriyor: Kimseyi dinlemeyin!
Aradaki üç yüz sayfa ise koca bir boşluktan ibaret. Hakikaten boş yani, üç yüz tane bembeyaz sayfa.
Böyle cin gibi bir kurguyla karşılaşınca ilk başta biraz bocalıyorum ben de haliyle. Fakat kitabı tekrar tekrar okuyup da beyaz sayfalara yeniden bir göz attıkça taşlar zihnimde yavaşça oturuveriyor. Burnumun ucunu bile göremediğim bu sis perdesi ötesindeki büyük resim karşımda kabak gibi beliriyor artık usul usul. Ama kurgunun her yöne çekilebilen bu zenginliği karşısında doyurucu bir yazı yazabilmem için öncelikle pek çok değerli eleştirmen arkadaşımla daha, kitap hakkında istişare etmem gerekiyor.
İlk olarak, sevgili dostum Fethullah Cacık’ı arıyorum. “Ben öyle bir kitap okumadım.” diyor.
Sırada Hikmet Güdük var. “Öyle bir kitap yok ki!” diyor.
Galip Maltık, “Birisi senle kafa bulmuş galiba.” diyor.
Recai Reprep, “Çok pis t.şak geçmişler.” diyor.
Nihayet Vedat Velvele’ye geliyor sıra. Yeni çıkan hiçbir kitabı kaçırmaz Vedat. Kendisiyle muhakkak uzun uzun tartışmalara gireceğiz. Fakat o dahi böyle bir kitabın olmadığı kabilinden bir şeyler söyleyince benim tepem birden atıveriyor. “Ulan ben ne yazacağım o zaman dergiye!” diye bağırıyorum telefondan. O da “Ben ne bileyim kardeşim, ne yazarsan yaz, kendin yazmayacak mısın!” diyerek suratıma kapatıyor telefonu. Bu sözle birlikte beynime bir yıldırım düşüyor sanki. Fakat yalnız kalmanın hüznünü değil, yeni bir ilhamın parıltısını bildiriyor bu yıldırım.
Böylelikle eleştiriyi yazmaktan filan vazgeçiyorum. Kitabı başucu kitabım haline getiriyorum. Her gün en az bir sayfasını dolduruyorum. Bitince de yayınlatmayı düşünüyorum. Cengiz Uğurlu’dan daha az satacağıma eminim, hodri meydan. Sıfır tane. Bu kitaba bu yakışır.
Bahtınıza küsün, siz de artık ne okuyacaksanız kendiniz okursunuz, benim götü boklu eleştirimi değil ama!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder