Follow by Email

13 Ocak 2013 Pazar

UYUYAMAMAK



Uykuya dalma eylemini bilinçaltının renkli rahatlığına değil, doğaüstü bir korku tüneline zorunlu bir yolculuk olarak algılamak sağlıksız. Aynı şekilde, bizi yaşamdan ayıran bir tahakküm aygıtı olarak düşünmek de hayatın her anını baskılardan ibaret gören bir takıntının doruk noktası. Fakat deliler gibi uykum olmasına rağmen uyuyamıyorum, çünkü gireceğim yerin daha ne olduğunu bilmemem gibi kalıcı olmamasını umduğum ince fakat çok şiddetli bir heyulaya kapıldım. Teslim olamıyorum uyku perilerinin sihirli güçlerine, çünkü artık çok batıllar, inanamıyorum. Tam bilinçsizleşme anında beynime hücum eden imgeler sürüsündeki gariplikler tarafından ezileceğime dair duyduğum tedirginlik bir vampir gibi anında ayağa dikiyor beni.
Ya bir daha asla uyuyamazsam, arınmaya ulaşamazsam, bilinçli düşünmeyi durduramazsam diye korkuyorum. Emin olun, hep bilinçli kalmak hiç özenilecek bir yeti değil, bir lanet. Nasıl uyuyabilirim gözlerimi kapatmama rağmen halen ışık varsa!
Ölümcül bir fırtınaya yakalanmış bir gemideki tek yolcu olmak gibi. Ölümü ya da yaşamı düşünmenin bir anlamı yok. Çünkü fırtınanın gemiyi batıracak kadar şiddetli olup olmamasının düşüncelerimle zerre ilgisi yok. Hal böyleyken insan sadece en kötü ihtimali düşünmeye mahkum oluyor, daha doğrusu eğimli. Gemi dayanacaksa bir şey olacağı yok zira, yaşama devam edilecek. Ölümde ise daima hem korkutucu hem merak uyandırıcı aşkınlıklar var. Ama aslında bunların hiçbir önemi yok, hepsi bilinçli olarak gördüğüm bir kabus. Sadece uyanmak gerek, metaforun para etmediği gerçek dünyada ise rahatlayıp uyumak. Ama... Ama “ama”lar bir türlü bitmiyor ki, durmadan devam ediyor, bağlaçlar sürüyor da sürüyor ve uyuyamıyorum. Abdal kutusu hep açık – ki hep arzulageldiğim de buydu – fakat her kanalda artık maalesef bir korku-gerilim filmi var (senaryolar çeşit çeşit) ve makine kapatılamıyor, hem de elektrik dahi yok. Fişi çekip uyumalıyım (elektrik yok ki!) ya da uyanmalıyım ya da her şey birbirine karıştı ya da…
Daha da kötüsü: Herkes uyuyorsa kim bana yardımcı olabilir? Onlar da haklılar, kim her şeyden tatlı uykusunu bölebilir. Ben de uyuyabilsem yardım istemeyecek, bunca çırpınmayacaktım zaten. Bu kadar basit.
Bundan böyle güvenli bölge kalmadı gibi, çünkü tek sığınağın aslında yine aklımın içi olduğunu tamamen idrak etmiş durumdayım. Fakat çok güçlü barikatlar kurulmalı ki kendimi geliştirebileceğim özgür ortamı sonunda tadabileyim, rastlantısal olarak baskına gelebilecek düşmanları umursamadan. Simgesel bir çatı, cami, kilise, tapınak… Ama dışarıdakilerin tümünün kötü niyetli şeytanlar olduğunu da nereden çıkarıyorum?
Neyse, sus artık. At şu hapı ağzına ve uyu! Bu çağda bilime karşı gelemezsin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder