Follow by Email

17 Ocak 2013 Perşembe

BUNUN NE YERİ NE ZAMANI


Her metnin kendine has bir bilinci var, zaten ancak yazarı o bilinç düzeyine ulaştığı zaman metin kağıt üzerinde somutlaşabiliyor. Buraya kadar basit! Fakat en önemli sorun, o bilince varılıp varılmadığının asla kesin olarak aşkın bir otorite tarafından doğrulanamamasında yatıyor. Yazmak için doğru zaman ve mekan mı? Basit bir ilham perisi meselesi değil bu, yazının yazıldığı yer bile önemli, yakın zamanda yapılan okumalar, hayattan gelen sesler, müziğin coşkusu, mevcut ruh hali, akli durum, somut koşulların dayattıkları… Fakat aklın kapısı yeterince aralanmadıysa kelimeleri dışarı akmaları için zorlamaya gerek var mı? Geçemeyenlere ne oldu? Her şeyden önce tam da bu metin, kendi özünü alıcıya iletebilmek için – ister pragmatik ister ideal anlamda olsun – isabetli bir şekilde mi kurgulandı? Belki tek bir başka metnin okunması bile daha sağlıklı bir aktarıma yardımda bulunacaktı. Ama o okunmadı, tesadüfen es geçildi, hem de o kadar beklenmesine rağmen. Hep vaktinden önce doğmuş bir bebek elimizdeki. Küçücük bir yaşama şansı bile varsa kurtarılmaya çalışılacak. Ölü bir ceninse gözünün yaşına dahi bakılmadan çöpe atılacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder