Follow by Email

27 Mayıs 2012 Pazar

ÇİZGİ



Amerika’da bağımsız diyebileceğim bir çizgi roman şirketinde editör olarak çalışmaktayım. Sıkıcı bir haftasonundan sonra pazartesi günü Manhattan’da, Campel Caddesi üstündeki ofisime geldiğimde, masamda hayli ilgi çekici bir çalışmayla karşılaştım. Deneyimlerime göre oldukça uzun tutulabilecek bir serinin taslağı niteliğindeydi bu çalışma ama ancak birkaç sayfalık kimi karalamalar duruyordu önümde. Yine de hayli etkilenmiştim. Sekreterime bunu kimin getirdiğini sordum bilmiyordu, hatta benden ve kendisinden önce ofise birinin gelmiş olmasının imkanı yoktu ona göre. Taslaktakiler kısaca şöyleydi:

Grup Adı: marX-Men
Temel Felsefeleri: Praksis. Düşünceyi doğrudan eyleme geçirme.
Kıyafetler – Semboller: Genel olarak kırmızı sarı tonlar, muhtelif yerlerde orak çekiçler...
Süper Güçler: Marksist öğretiye, jargona, tarihsel analize tamamen hakim olmaları. Kitlesel ideolojik manipülasyonda ustalık. Bombalama. Suikast. Müthiş bir örgütlenme becerisi ve iş bölümü. Kaynakların maksimum verimlilikle kullanılması. Satın alınamama.
Zayıf yönler: Kuramsal tartışmaları bitirememek. Fraksiyonlara bölünmek.
Kötü adam belledikleri kişiler, kurumlar: Ekonomik olarak ultra liberal devlet ve aygıtları, büyük iş adamları, çok uluslu şirketler, dejenere burjuva sanatçılar, her türlü muhafazakar oluşum...
Slogan: Bu sefer Dünya gerçekten kurtarılacak. (Enternasyonelle kurtulur insanlık’a istinaden.)

Bunun dışında ilk bölümün senaryosu yazılmış, bir de storyboard çizilmişti. Kısaca hikaye ünlü bir iş adamının öldürülmesiyle ilgiliydi ve dramatik yapı açısından, bu tehlikeli görev boyunca grup elemanlarının birbirlerini tanımalarına odaklanılmıştı. Ayrıca belli başlı karakterlerin gayet ayrıntılı illüstrasyonları da vardı. Normalde olsa doğrudan proje bölümüne göndermiştim dosyayı. Ama böyle isimsiz cisimsiz... Temkinli yaklaşmalıydım meseleye.
Nitekim akşam eve vardığımda haberlerde marX-Men’in ilk bölümünün hayata geçirilmişini izlerken eserin gerçekte kime ait olduğunu anlamıştım. Counter-Measure CEO’su Richard Hatchfield, muhabirin canlı yayında aktardığına göre şirketin bombalanan merkez binasının enkazında yatıyordu şu an, yaralı ya da ölü. Benimse elimde, ofisimde halen bir bomba vardı. Çok daha büyük şeyler olacaktı ve tüm bunları ilk elden anlatabilirdim. Peter Parker, Clark Kent gibi kahraman bir gazeteci olabilirdim belki, yalnızca normal bir insan gibi işimi yaparak elbette. Kararımı vermiştim, basılacaktı bu eser.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

ÖTEKİ ORYANTALİZM



Yıl 1082. Ortaçağ’ın beşiği Avrupa. Endülüs’teki Huelva şehrinin Atlantik Okyanusu’na bakan kıyılarında İspanyol bir serf, derebeyinin tedarik ettiği sadakaların yaz için yeterliliğinden hiç hazzetmemiş olmalı ki yakıcı bir öğlen güneşinin altında denizde balık tutmaya çalışıyor. Fakat uyuyakalmış. Kayığa çarpan sert bir dalga sebebiyle birden uyanıyor, gözlerini açıyor ve halen rüyada olduğunu düşündürecek şekilde ufuktan, o diğer yakasında nelerin olduğu halen bilinmeyen engin ve korkutucu açıklıktan gelen büyük bir armada görüyor. Kim bunlar, o ne bilsin! Aztekli sömürgeciler. Çelik canavarlar üzerindeler. Ellerinde mitralyözler.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

HATALI UYANIŞ SENDROMU



Kabus görmüştü. Ter içinde uyandı. Balkona çıktı. Bir sigara yaktı. Yakındaki bir camiden sela veriliyordu. Kendi ismi okundu. Deniyordu ki balkondan düşerek hakkı rahmetine kavuşmuştur. Hiç beklemeden sol eliyle korkuluk demirini kavradı, tüm gücünü eline verdi, zıpladı ve karşı tarafa geçerek kendini boşluğa bıraktı. Yere çarpınca uyandı. Kabus görmüştü. Ayağa kalktı. Sela veriliyordu. Dikkatle merhumun ismini dinledi. Balkona çıktı.