Follow by Email

27 Temmuz 2011 Çarşamba

KÖPEK GİBİ - 2. KISIM

















O günden sonra tam üç hafta boyunca Azgın’ın gazete gizemini çözebilmek için bu ve bunun gibi pek çok denemede bulundum ama hiçbirinde başarılı olmak gibi bir durum söz konusu değil. Belki de olaya yanlış bir biçimde yaklaşıyordum, bu sırrı çözmenin bana hiçbir katkısı olmayabilirdi de. Bence asıl katkı bu sırrın varoluşundan gelmeliydi, sadece varlığı bile beni bir şeyleri sorgulamaya itmeliydi.
Böylece düşüncelerim Azgın’ın garipliğinden çok, yavaş yavaş kendi hayatım üzerine kayıyor. Ama elbette öykünün baş aktörü, esas oğlanı, kahramanı halen odur, yanlış anlaşılma olmasın.
                       
Nitekim bugün sabah uyandığımda ilk iş olarak nihayet bir gazete bayiine uğruyorum. Gazete orucumu bundan böyle devam ettirmeme kararı alıyorum çünkü anlattığım üzere artık Azgın bile gazete okuyor. İşte onun bir köpek olarak, yaptığı bu hareket sayesinde insanlığımda uyandırdığı bilinç bu. Ne okuduğu ise artık beni pek de ilgilendirmiyor. Eylemi nesnesinin önüne geçiyor.
                       
Evime geliyorum. En rahat koltuğuma oturarak gazeteyi okumaya başlıyorum.
Sayfaları geçtikçe güncel yaşam hakkındaki derin cehaletim yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Dünya’da ve ülkemde neler neler olup bitiyor? Savaşlar, felaketler, krizler... Tüm bunlardan habersiz olarak yaşamaya devam etmek nasıl mümkün? Açıkçası bir odundan farkım yokmuş meğerse. Bu odunluğumun farkına bir hayvan vasıtasıyla varmamsa her şeyden acıklı.
Bu sebeple Azgın’a aslında büyük bir teşekkür borçluyum. Belki bilinçsiz belki de bilinçli olarak yaptığı bu iyiliğin karşılığını ona bir şekilde ödemeliyim. Ama nasıl? Daha fazla mama vererek mi?
Bu elbette ki bir çözüm değil, ona daha kıyak bir yardımda bulunmalıyım. Bu konu hakkında hemen gazetenin ilanlar bölümündeki şu ilan yardımıma koşuyor. Bu bölümü oturmuş ciddi ciddi incelemiyordum tabii ki. Ama şans eseri bir anlığına görmüş olduğum böyle bir ilanı da kolay kolay es geçemiyorum:

“Sapsarı tüylü, simsiyah gözlü dişi labradorumla çiftleşebilecek bir köpek aranıyor. Cinsi fark etmez, erkek olsun yeter. İrtibat için: 0XXX XXX XX XX”

Bunca savaş, felaket, kriz haberinden sonra böyle bir ilanla karşılaşmak beni bir anlamda alt üst ediyor. Millet daha yiyecek ekmek bulamıyorken bazılarının, itlerini şey ettirmek için gazeteden yararlanmalarını önce fazlasıyla yadırgıyorum. Ama bir yandan da bu denli cesur bir açıksözlülüğü içten içe takdir etmeden de duramıyorum çünkü esasen onlar da birer canlı ve en doğal ihtiyaçlarından biri de bu. Utanmadan sıkınmadan, bunca ciddi olayın arasından geniş bir cesaretle çıkarak açıkça bu isteği dile getirmek de gayet samimi ve dürüst bir davranış ikinci kez düşünüldüğünde.
Ayrıca belki Azgın gazeteye de bu yüzden başlamıştı çünkü herkes bilir ki yalnızlık çeken her canlı bir noktadan sonra dayanamaz ve kendini garipliklere verir. İnsan köpek fark etmez.
Sonuç olarak Azgın’ın gazete okuması, bu sayede benim de gazete okumaya yönelmem, ardından bulmuş olduğum bu ilan ve tüm bu olanlar arasındaki dikkat çekici rastlantısallık beni bu olayın peşinden gitmem için daha da yüreklendiriyor ve kendimi ilandaki numarayı ararken buluyorum.

- Alo! İyi günler, ben çiftleşme ilanı için aramıştım.

Telefon görüşmesi işte bu kadar açık ve net başlıyor, hiçbir niyet gizlemeden. Karşımdaki ses yumuşak ve hoş bir bayan sesi. Genelde ses güzelliği ile fiziki güzellik ters orantılıdır. Ama nedense karşımdaki insan için bu durumun hiç de geçerli olmadığını düşünüyorum. Aslında umuyorum desem daha yerinde olur.
İlk olarak birbirimize köpeklerimizle - ama daha çok da kendimizle - ilgili ufak detaylar, bilgiler vermeye başlıyoruz. Sonra nedeni bilinmez bir biçimde konuşmamız ilerledikçe ilerliyor, derinleştikçe derinleşiyor. Telefonla tanışan iki insana göre fazla samimileşiyoruz ve birden “canımlaşma” başlıyor. İlk beş dakika içinde köpeklerimizden kısmen de olsa söz etmişken – elbette ki Azgın’ın gazete olayı hakkında ağzımı bile açmıyorum – bir yarım saat sonunda artık onların adını bile anmadığımızı fark ediyorum. Sadece kendimizden bahsediyoruz. Telefon açıldığındaki ilk cümlemin anlamını tekrar düşünüyorum: “İyi günler, ben çiftleşme ilanı için aramıştım.” Tamam da kimin çiftleşmesi? Konuştukça işler karışıyor.

1 yorum: