Follow by Email

30 Temmuz 2011 Cumartesi

AŞK






















Bugün uzun zamandır kendi gözlerimle görmediğim türden şövalyevari bir harekete tanıklık ettim ve bunun sonucunda en yakın arkadaşım – Mehmet – pisi pisine öldü. Çok mu çok sinirliyim. Yazmak... Sadece rahatlamak için, birkaç dakikalığına. İtiraf, iftira ve iltifat niteliğinde.
Saat beş sularında Mehmet ve Selda el ele karşıdan karşıya geçiyorlardı ve ürkek tavrım arabaların vızır vızır geçtiği bu caddede beni onların arkasından yürümeye itmişti, yayalar için yeşil yanıyor olmasına rağmen. Bir anda sinir bozucu bir fren sesi duydum ve Selda’nın Mehmet tarafından üzerime fırlatıldığını gördüm, onunla birlikte yere düştüm. Mehmet ise yol ortasında kaldı ve yirmi-yirmi beş metre sonra ancak durabilen siyah, gıcır gıcır ve lüks - yolda yanımızdan hızla geçtiği zaman istemsizce hayran hayran bakageldiğimiz türden - bir arabanın ön tamponunun sol köşesine çarparak havada iki takla attı. Kafası yere dik olarak düştü, boynu kırıldı ve ikiye yarılan kafatasının arasından beyni akmaya başladı. Açık kalan gözleri ise, o sırada üst üste, samimi fakat korku içinde yerde yatan bana ve Selda’ya doğru çevriliydi. Acaba bu sahneyi ölmeden önce görmüş müdür diye şu an halen düşünüyorum ve kendi kendime soruyorum: Bu görüntü sebebiyle, yok olmadan önceki o birkaç saliselik zaman içerisinde henüz işleyen fakat ufacık bir ömrü kalmış bilinci, kimi sorgulamalara girip zaten son zamanlarda doğrulanma aşamasına gelmiş kuşkularını aydınlığa çıkartarak mutsuz mu öldürmüştü bu çocuğu? Yahu o halde bu çocuk neden şu karıyı benim üstüme iterek kendi ölümüne sebep olmuştu, nasıl bir saçmalıktı bu?
Mehmet, Selda’yı benimle ilk kez tanıştırdığı zaman çok bir şey hissetmemiştim, çünkü o sıralar benim özel mi özel hayatım kızlardan geçilmiyordu. Arkadaşımın büyük bir coşkuyla sevdiği bu kız hakkında herhangi duygusal veya cinsel bir düşünceyi aklımdan geçirmem pek bir anlamsız olurdu. Yine de hakkını vermek lazımdı, hakikaten hayatımda tanıdığım en güzel kızlardan biriyle karşı karşıyaydım.
Fakat bu dillere destan dış güzelliğiyle ters orantılı bir seviyesi ve kişiliği vardı bu kızın. Şunu diyebilirim ki güzelliğinin bu denli farkında olabilecek kadar zeki bir insanı ben daha önce tanımamıştım. Nitekim Mehmet de tanımamıştı.
Ona bu denli tutulmasının sebebi buydu, başka bir açıklaması olamazdı. Güzelliğinden başka hiçbir niteliği olmayan bir insanın bu denli kendine güvenebilmesiydi onu çekici kılan. Mehmet gibi nice güzel adamı bu kadar kolay harcamasını ne de iyi biliyordu!
Kaç kere yalvardım Mehmet’e bırak şu kızı, çıksın hayatımızdan diye. Benim bu ısrarlarım arttıkça Mehmet kıza daha çok bağlanıyordu. Fakat önümüzdeki tehlikeyi daha açık bir şekilde görmeye başlamamla birlikte endişelerim günden güne çoğaldı. Daha fazla ısrarcıydım artık. Mehmet de bir o kadar inatçı, gergin ve sinirli. Bildiğimiz aşık işte. Doğaldı bu, çünkü Selda bana da asılmaya başlamıştı. Ben de pek bir yalnızdım o sıralar.
Böyle bir güzelliği bana kaptırmamak için Mehmet’in bu kadar sinire bağlamasını şu anki aklımla çok doğal buluyorum. Evet, ben niteliksiz bir adamdım, karı kız peşinde koşmaktan başka bir işim yoktu bu dünyada. Yakışıklıydım ve babam sebebiyle zengindim, ne yapayım! Beni hayata bağlayan başka hiçbir uğraş bulamıyordum işte.
Mehmet öyle miydi! Ne denli çalışkan, zeki, bilgili, uysal ve hayat dolu... Öff, yıkama yağlama yapmaya gerek yok, benim için pırlanta gibi bir adamdı kısacası. Sırf öldüğün için olumlu anlamlar yüklemeye çalışmıyorum sana Mehmet, her ne kadar bunları hayatta olduğun sürece sana hiçbir zaman söylemesem de. Gökyüzünde bir yerlerden okuyamıyorsun bu yazdıklarımı, biliyorum, ikimiz de inanmazdık böyle şeylere. O halde niye yazıyorum tüm bunları? Niye günah çıkarılır ki Mehmet! Bok gibi bir adamdım ben senin yanında, fakat sen öldün, ben ise yaşıyorum. Yazmayıp da ne yapayım! Öte yandan, dünyanın bir tane daha aşk üçgeni hikayesine hiç ihtiyacı yok aslında.
Allah aşkına şu yazılmaz mı? Tüm ayrıntıları geçerek sadede geliyorum. Nihayet bir gün Selda ile baş başa buluştuk, evime gittik ve Selda seni benimle aldattı. Ben de seni Selda’yla aldattım. Aldattık.
Aldatma kelimesi, yaptıklarımızın anlamını zayıflatmasın. Borç filan takmadık elbette sana. Daha çok sinirlenmen için biraz daha açık olacağım. Seviştik, s.kiştik, mercimeği fırına verdik. O benimkini ağzına aldı, ben onunkini yaladım. Daha fazla terbiyesizleşmek istiyorum ama her yerde yayınlanıyor artık böyle sahneler. Pornografik bir hikaye yazmak istemiyorum, koca bir pornoya dönmüş bir dünyada mümkün değil zaten bu. Sadece benden daha fazla nefret etmeni istiyorum. Ama sen bu yazdıklarımı halen okuyamıyorsun, kim bilir belki gelir de bir gün mezarına ben okurum bunları. Sinirden köpürerek yeryüzüne çıkabilirsin böylece.
Bir hafta boyunca böyle devam etmiştik Selda’yla. Her gün de gelip güldük Mehmet’in suratına karşı sanki hiçbir şey olmamış gibi. Mehmet içinse hiçbir şey olmamıştı zaten. Evet, şüpheleri doruğa çıkmıştı ama o her zamanki uysallığıyla, Selda ile arasındaki aşka inanmaya devam ediyordu. İçinde saflık ve umuttan başka bir şeyin var olmadığı hayaller kuruyordu. Selda’yla evleniyordu. Şirin mi şirin çocukları oluyordu. Fakat bir arabanın kendisine doğru kaydığını gördü ve hayallerinin Seldasız kalmaması için kaçması gereken yerde Selda’yı bana doğru iterek kendini feda etti. Dün yatakta yattığımız gibi yatıyorduk bugün yerde Selda’yla birlikte. Ve Mehmet’in bunu anlayıp anlamadığı sorusu halen kurcalıyor zihnimi.
Bu derin kafa karışıklığı kimi planlar yapmaya zorluyor beni. Keşke kendini atsaydın üstüme de doya doya sarılsaydım sana, tüm bunlara hiç gerek kalmasaydı. Ama olmadı. Üçümüz de aynı anda ölsek ne iyi olurdu! Ama olmadı. Sadece senin ölmüş olman, gerçekleşebilecek en saçma olasılıktı ve gerçekleşti. Allah’ım, öldün sen, bittin, yok oldun!
Fakat kalan sağlar bizimdir ve hikayenin nereye yol alacağı şimdilik bizim elimizdedir. Elimi çabuk tutmam lazım. Selda’yla henüz ayrılmadan, bir an önce bir gün onunla mutlaka Mehmet’in öldüğü o caddede el ele karşıdan karşıya geçmem ve çaktırmadan onu bir arabanın önüne itmem lazım. Belki ben de ölürüm. Hiç umrumda değil bunlar. Öteki dünyada Mehmet’in yüzüne bakamamaktan filan korktuğum yok, zira inanmıyorum. Cehenneme de inanmıyorum, ama şu an cehennemi yaşıyorum. Hikaye bunu gerektiriyor. Şu kağıdı bir yakabilsem her şey normale dönecek gibi.
Bir yandan da pek çok şey baştan aşağı bir saçmalık gibi gelmeye başladı bana. Çünkü aşkın, insanlığı çoğaltması gerekiyordu, öldürmesi değil.
Bu sebeple, her şeyi sildim. Mehmet kimdir, Selda nereden çıktı, ben kimim yahu?

1 yorum: