Follow by Email

22 Haziran 2011 Çarşamba

ŞARKICI






















Ekranlar biraz yassı. Dördü sağımda, dördü solumda. Nereye bakarsam bakayım ekranları görüyorum. Dört bir yanım onlarla çevrili, başka hiçbir şey gözüme ilişmiyor. Bir de ben. Ellerimde bir gitar. Dönen bir sandalyenin üzerindeyim. Gitar çalmayı bilmem.
Sürekli kendimi döndürüyorum sandalyenin üstünde. Şu beyaz ekranların şeritsi akıcılığı.
Kulaklarımda kulaklıklar.
Ve başlıyor makara. Ekranlardakiler alkışlıyorlar beni. Tüm etrafımı tribünlerde oturan seyirciler sarmış. Bu yuvarlak yapının ortasındaki boşluğun da ortasında, dönen bir sandalye üzerinde oturuyorum. Ne güzel görüntüler bunlar. Ne kadar da kaliteli. Evrenin en büyük ressamının elinden çıkmış gibiler. Gözler, kulaklar, burunlar, ağızlar, gövdeler, damarlarında kan dolaşıyor, nefes alıp veriyorlar. Alkış bitiyor ve şu an artık sessizler. Hepsinin gözleri benim üzerimde. Ne özelliğim var ki benim!
Biri gitar çalmaya başlıyor ve ben de onu duymaya başlıyorum. Biri diyorum, çünkü ben parmaklarımı oynatmıyorum. Parmaklarım böyle düşünüyorlar çünkü. Fakat gözlerim iki adet el görüyor uzaklarda, hayır, hayır, çok yakında. Gitarın üzerindeki teller arasında dans ediyorlar. Kas hareketleri sayılamayacak boyutlara geliyor, ama hepsi ne yaptığından emin gibi. Bir salise sonra bile ne yapacaklarını bile öyle iyi biliyorlar ki hiç duraksamadan notadan notaya zıplıyorlar.
Benim parmaklarım halen hareket etmiyor ama nedense artık gitar çalabildiğimi düşünüyorum.
Parmaklar dans etmeyi kesince ve müzik kesilince ve ben de artık o müziği daha fazla duyamadığımda seyirciler çılgınlar gibi alkışlamaya başlıyorlar. Islık atanlar, tezahürat yapanlar, çığlık fırlatanlar, olduğu yerde salak gibi zıplayanlar, nereye bakarsam bakayım, kaçıramıyorum gözlerimi bunlardan ve kesintisizce onlara bakıyorum. Herkes beni beğeniyor galiba. Tarifsiz bir mutluluk duyuyorum bundan, aralıksız olarak ilgi çekmekten, takdir edilmekten. Bi' daha, bi' daha, bi' daha... Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum, ne amacım kaldı ki o zaman bu dünyada. Bi' şarkı daha çalayım da sonra ne istiyorsam onu yaparım.
Başlıyorum çalmaya. Ama önce sağ kulağım birden sağır oluyor. Sağ taraftan ses gelmiyor. Sessizlik. Sesin yokluğu. Şimdi de sol. Sessizlik her yerde. Ve kafamda. Parmaklar ise dansa devam ediyor. Seyircilerin hepsi birbirine karışıyor. Döndükçe dönüyorum.
Sonra birden bembeyaz oluyor her yer. Öldüm mü? Gözlerim ölüme ve ışığa biraz alışınca ekranların arasındaki küçük boşlukları ayırt etmeye başlıyorum. Kesintisizlik yavaşlıyor, kesintilere uğruyor. Beyaz şerit yavaşça istikrarını kaybediyor. Sandalyenin dönme hızı azalıyor ve en sonunda duruyor.
İşte CİN karşınızda. Dileyin ondan ne dilerseniz. Ben şarkıcı oldum. Ya siz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder