Follow by Email

3 Haziran 2011 Cuma

FOTOĞRAF

Radyom açık. Ne radyosu, radyo mu kaldı! Ekrandaki totoş kılıklı – fakat belli ki numara yapıyor – arkadan gelen kısık müzikle birlikte yerinde duramıyor. Bomba gibi! Ve şimdi de biraz eskilerden, Erkin Koray’dan geliyor, öyle bir geçer zaman ki... Bilmeyen var mıdır bunu, varsa ne yazık! Nasıl bir melodi acaba, öyle bir geçer zaman ki... Dediğim aynıyla vaki... “Dediğim” bir çırpıda, “aynı”nın “ı”sı uzatılıyor, “vaki”nin “a”sı yayılıyor. Demek böyleymiş şarkı, yazarken pek anlaşılmıyor! Ama ben bir şey duyamıyorum, sağırlaşıp yaşlanıyor muyum!
İyice sağırlaştığım için resimli radyodan fotoğraf albümüne sıçrıyorum.
Babam bana bakıyor. Sakalları uzamış, mutlu ve asi. Yaşlanmayacağını sanıyor. Siyah beyaz. Daha şimdiden renkler solgun. Aynen bana benziyor. Yahu Ayş’aanım, bu çocuk Fahri’nin gençliği aynen. Ne garip isim! Babamın ismi. Aynı Fahri bu çocuk ayol! Evet, aynı ben. Sakalları var, genç bir çocuk, asla solmayacak, bakışlar sabit, objektife odaklı, flaş patlıyor, ışık vuruyor, siyah beyaz nakış.
Sanki bir aynaya bakıyorum. Aynı ben. Babam ve ben. Sakalları da benziyor.
Şimdiyse yaşlı bir bıyık, kel bir kafa, kocaman gözlük.
Bir şimşek daha çakıyor ve ışığın geldiği yönden bir adam, tamam çok iyi oldu bu diyor. Flaştan dolayı beynim uyuşuyor, gökten birisi görünüyor, Tanrı gibi sanki, hayır bu benim, hayır bir başkası, ama aynı ben.
Cetvelle muntazamca kesiliyorum, tüm çevrem, önüm, arkam, sağım, solum. Bakışlarım donuyor, vücudum kaskatı kalıyor. Hareket edemiyorum. Çerçeveleniyorum. Sakallarım uzamış, mutluyum ve asiyim. Yaşlanmayacağımı sanıyorum. Gökteki benzerime bakıyorum, aynı benim gibi. Belki de benim, belki de oğlum. Herkes ne çok benziyor!
Yüzümü ellerimle şöyle bir yokluyorum. Bir bıyığım var. Kafam kel. Gözümde de gözlük, kocaman. Hiç değilse renkliyim. Sakallarımı kestim, fakat bığıyım ne zaman çıktı, saçım ne zaman döküldü benim? Kız, ayol bu çocuk Erdem’in gençliği aynen!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder