Follow by Email

1 Haziran 2011 Çarşamba

BULUTLAR

Yazmaya başlıyorum:

“Sahildeyim. Çizer bir dostumla kumların üstünde oturuyoruz. Daha doğrusu o oturuyor, ben de sırtüstü yatmış cigara içiyorum. Cıgara mı, cigara mı, sigara mı? Neyse ne işte!
Önümde masmavi gökyüzü. Yer yer bulutlu. Alabildiğine engin. Aramıza hiçbir şey giremiyor, ne bir bina, ne bir direk, ne bir uçak. Sadece o ve ben. Vücudum deniz, zihnim bulut seviyesinde. Ayaklarımı yere sağlam basıp uçuk hayaller kurmaya çalışıyorum. Çok da fazla uçmadan. Dünya dışına çıkmadan.
Ağzımdan çıkan cigara dumanının beyaz bulutlara karışıyor olduğu yanılsamasına uğrayınca derhal defterimi çıkarıp şunları not ediyorum:

Sırt üstü yere uzanıp dumanımı gökyüzüne verdiğim zaman, hem ağzımın hem de zihnimin şekillendirmeleri sayesinde, yükseldikçe bulutlaşan dumanı dilediğim biçimlere sokabiliyordum. Uzaklık sebebiyle seslerini alamadığım kimselerin o an bulutlarımı bir koyuna benzetmelerini ise adeta kalbimin atışı kadar kendime yakın hissediyordum. Birileri mutlaka görecekti bulutlarımı, herkese açık bu gökyüzünde.

Yazımı tamamladıktan sonra, o an kumdan kale yapmakta olan bir çocuğu defterine çizmeye çalışan dostum dikkatimi çekiyor. Ona yazdıklarımı gösteriyorum, bu satırları çizebilir misin diye soruyorum. Hiç tereddütsüz tamam diyor, kendi işini yarım bırakıyor, cigarayı elimden alıp kendi içiyor, yazdıklarımı şöyle bir okuyor, defterinde yeni bir sayfa açıp çizmeye başlıyor. Kelimeler çizgilere, vurgular gölgelere, cümleler çerçeveye dönüşüyor ve tamamladım diyerek bana çizdiklerini gösteriyor:
Altı şort, üstü çıplak bir adam, sağ elini başının altına koymuş, sol eliyle de cigara içiyor ve pek çok taramanın üzerinde keyiflice yatıyor.
Benim zihnimdeki bu değildi, eksik olmuş, diyorum. Ben böyle anladım, diyor. Dumanın koyuna dönüşmesini göstermen lazımdı, diyorum. Adam gibi anlatamamışsın ki, diyor. Bana bir dakika ver, diyorum ve defterime şu eklemede bulunuyorum:

Evet, dağın öteki yakasındaki iki kişinin birbirlerine aynı anda “Baksana şuna, aynen koyun!” demeleri önce bir fısıltı halinde gelip sonra bir çığlığa dönüşüyordu kulağımda.

Yazdığımı dostuma gösteriyorum, hemen okuyor ve defterinde başka bir sayfa açıp tekrar başlıyor çizmeye. Bitince derhal bana gösteriyor.
Bu sefer çerçeve geniş. Şortlu adamı biraz daha uzakta görüyoruz, konumunu ve duruşunu hiç bozmamış. Sağ tarafında kalan dağların ardındaki iki silüet, parmaklarını havaya kaldırmışlar ve adamın dumanının yavaş yavaş yükselerek karıştığı bulutlar arasındaki bir koyunu gösteriyorlar.
Böyle daha iyi ama yine bir şeyler eksik kalmış, diyorum. O zaman tekrar yaz eksik kısımları, diyor. Yazmaya başlıyorum, bu kez daha kararlı:

“Baksana, aynen koyun!” diye bağırıyordu birisi, ötekisi de aynı şekilde bağırıyorken. Ağızlarından çıkan titreşimler, koyuna benzeyen kimi baloncuklar çıkarıyordu kafalarında. Bu baloncuklar da  gittikçe yükseliyor, bulutlara karışıyor, koyunumla bütünleşiyor ve sonra duman haline gelerek ağzımdan içeri giriyorlardı.

Bitti mi diye soruyor dostum. Dur bir şey daha ekleyeceğim, diyorum.

Yere basan ayaklarım sanki aşağı doğru kökleniyorlardı ve toprakta uzun bir mesafe katedip dağın ardından iki kişi olarak baş veriyorlardı yukarıya.

Dostumla aramdaki paslaşma bu şekilde birkaç defa daha devam ediyor. Bu esnada da cigara bir ona dönüyor, bir bana.
Nihayet bitti, diyor ve en son çizdiği şeyi görebileceğimiz şekilde defterini havaya kaldırıyor. İşte budur, diyorum. İşte budur.
Dostum defterini indirdiği zaman, gözlerimizin o an baktığı noktada, bolca döndürdüğümüz cigaradan mı, yoksa bu başdöndürücü uyumdan mı kaynaklanıyor bilmiyoruz ama dostumun ilk seferinde çizdiği şortlu adama çok benzer birini görüyoruz. Adamı şöyle bir inceliyoruz, evet bu aynı adam, yere uzanmış, cigara tüttürüyor, dumanı gökyüzüne üflüyor. Gözlerimizle takip ediyoruz dumanın gittiği yeri, başımız yavaş yavaş yukarı kalkıyor. Dumanın çılgın devinimleri durmadan gökyüzüne ilerliyor, biz de sürekli dumanı izliyoruz, izliyoruz, izliyoruz, taa ki ikimiz de aynı anda “Oha lan, koyun!” diye haykırana dek. Adam gülümsüyor, cigara mı, haykırışımız mı veriyor bu keyfi ona, belli değil.”

Yazmayı bitiriyorum ve dostuma, bunları çizer misin diye soruyorum. Çizerim diyor. Memnun oldum, ben de yazarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder