Follow by Email

18 Mayıs 2011 Çarşamba

RAPOR

1987 Yılının Güzünde Gizlice Ajan Olarak Sokulduğum Zihnimden Hal ve Vaziyetler isimli raporum masanızın ikinci çekmecesindedir, arz ederim. Başlamadan önce, yer yer belirginleşen, coşan, hatta tavan yapan öznel üslubumu görmezden gelmenizi şahsınızdan rica edeceğim, nitekim bu insanların yanında bu kadar süre (22 yıl, 4 Ekim’de 23 olacak) kalıp da kimi zaman heyecanlanmamak, istemsiz bir coşkunluğa kapılmamak ve onlara hak vermemek elde değil. En yakın zamanda konu hakkında uzun uzun istişare etmemiz dileğiyle. Sevgiler, iyi çalışmalar. Buyrun:

Okunmuş onca ilkel, modern, post-modern metinden sonra uzun soluklu anlatılara girişecek cesur itkilerden yoksun kalmıştım artık. Zihnimin düzenli ordusu zorla terhis ettirilmiş ve her köşesi sözüm ona post-modernist düşünceler tarafından bilfiil işgal edilmişti. Halkın durumu vahimdi, pencereden dışarı bile çıkartamıyordu kafasını. Oysaki onu sokağa dökmenin tam vaktiydi yaşadığım ve yaşadıkları şu yüzyıl, şu onyıl, şu an.
Destansı kahramanlıklar bir kenara atılmış ve kendi başına gizli gizli bir şeyler yapmaya çalışan insanlar türemişti bu halk içinde, istihbaratım sağlamdı. Korkak gibi gözüken bu insanların asıl cesareti kendini vur-kaç taktiklerinde, tek cümlelik, tek kelimelik, tek seslik anlatılarda gösteriyordu kimi zaman. Gaipten gelir gibi gözüken, fakat aslında gaibin bizzat kendisi olan düşünceler bir şekilde akla düşüyor, harflere, kelimelere, cümlelere bürünüyor ve sonrasında ağızdan fırlatılarak tekrar evlere kaçılıyordu, tanklara, panzerlere taş ve misket atan çocuklar misali. Haliyle araştırma, inceleme ya da roman gibi yüksek teknoloji ürünü patlayıcılardan, roketatarlardan yoksunduk ama ancak bu şekilde idare edebiliyor, hayatımızı idame ettirebiliyor, belli bir direniş gösterebiliyorduk. Kaçamak mücadele. Fakat bunun kaçamak olduğunu açık yüreklilikle belirtecek, haykıracak, kulaklara sokup zihinlere çakacak kadar da meydan savaşı niteliğinde. Gerilla edebiyatının şair militanları. Bağır, haykır ve kaç! Herkes yapıyordu bunu, fakat herkes kendini tek ve özel ve biricik ve bir o kadar da yalnız hissediyordu. Birilerinin, herkesin böyle olduğunu göstermeleri lazımdı onlara. Birileri dediysem, kendilerini başkalarına anlatarak ve kendilerini anlatmaya çalışan o başkalarını da dinleyerek yine onlar yapacaklardı bunu mutlaka. O birileri diye bel bağladıkları kişiler kendileriydi zaten ta en başından beri.
Bu gerillalık kendine özgü yeni bir cesaret türü de doğuruyordu, arkasına koca koca Tanrıları almış Akhilleus'un sahte kahramanlıklarından ayrı olarak. Tek bir kişinin başkalarına sergileme kaygısı olmaksızın tek başına sahip olduğu bu cesareti daha önce yine görmüştük biz bir yerlerde elbet, Kuvayi Milliye miydi yoksa? Korkusuz korkakların cılız cesaretleri, ama yine de cesaret.
Tek atımlık cümleler, ama uçsuz bucaksız bir vadide sonsuza kadar yankılanıyorlar. Titreşimi bitmeyen karınca çığlıkları, hepsi slogan estetiğinde. Cephanemiz şimdilik bu kadar, fakat karıncaların hep bir ağızdan haykırmalarıyla oluşacak bu dehşetli opera günün birinde kaçınılmaz olarak herkese korku salacak, ama içlerini huzurla da dolduracak ve böylece bu diyarların kesintisiz fonu olacak gibi gözüküyor. Gerekli bir duygusallığa boynumuza kadar batmış durumdayız, fakat kurtuluş yakın!

(İtiraf Niteliğinde) Ek: Dış mihrakları çok seviyorduk en az iç mihrakları sevdiğimiz kadar, bizce çok iyi insanlardı onlar. Bu sebeple dış destekliydi elbette örgütümüz, silahlarımızı yine dışarıdan temin ediyorduk, yani ülkemizi işgal edenlerden besleniyorduk yine temel olarak. Nasıl bir ikilemdi bu! Ama çözülecekti. Bir gün her şey çözülecekti, problemin sonucuna ulaşılacaktı, daha özgür günler bekliyordu bizleri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder