Follow by Email

27 Mayıs 2011 Cuma

PİŞMAN

“Uydur uydur sor! Nedir bu?”
           
Yıllar önce ilkokula giderken bulmuş olduğum – daha doğrusu uydurduğum – küçük bir bilmece.
           
Bu tür zırvalar genelde çabuk yayılırlar. Ne kadar saçma olurlarsa o kadar akılda kalırlar çünkü mantıksızlık eğlencelidir ve çocuklar eğlenmeyi sever. Ancak çocuklar büyür, gelişir. Eğlenceden sıkılıp maddeye yöneldikleri dönemler gelir: Paralar, arabalar... Ve tüm bu bilmeceler birer birer unutulur çünkü artık bir işe yaramayacaklardır. Her ne kadar onlar sonsuza dek çocuklar arasında yayılıp durmaya, nesilden nesile aktarılmaya devam etseler de.
           
Yine aynı yıllardaydı, hatırlıyorum. Polisler evimizi basmışlardı. Annemle babamın pek de korktuklarını söyleyemezdim ama ben korkuyordum. Şirinlik yaparsam belki bizi çabuk bırakırlar diye düşündüm ve polislerden birine sordum: Polis amca, dedim uydur uydur sor! Nedir bu? Bana bir tokat attı, hayır cevap tokat değildi. Neden tokat attın bana, dedim ama içimden. Nedenini söyledi: Soru soranlardan hoşlanmazmış, hele böyle saçma soru soranlardan hiç. Eğer beni bir kez daha böyle soru sorarken görürse de hapse atacakmış. Peki tamam sormam, dedim ama içimden.
            
Artık otuzbeş yaşındaydım ve bir çocuğum vardı. Bana paralar ve arabalar kazandıran işimden evime geldiğimde çocuğum beni eğlendirir, okulda neler yaptığını anlatırdı bana. Bir gün geldi ve dedi ki babacığım, sana bir sorum var: Uydur uydur sor! Nedir bu? Bilmece, dedim. Evet dedi, bu bir bilmece. Hayır dedim, cevabı “bilmece”. Sorduğun sorunun cevabı “bilmece”. Şaşırdı, nereden biliyorsun dedi. Biliyorum dedim, çünkü bunu ben uydurmuştum.
           
Keşke dedim sonra, daha fazla uydursaydım. Yaktın beni polis amca! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder