Follow by Email

31 Mayıs 2011 Salı

PERİ

Zor zamanlardı. Hiçbir şey dilediğim gibi gitmiyordu fakat umudumu bir parça dahi kaybetmemiştim. Çünkü eğer istersem her şeyin dilediğim gibi gerçekleşebileceğini biliyordum. Bu sebeple Tanrı’dan artık bana hayalgücü değil, hayallerimi gerçekleştirme gücü vermesini diliyordum. İşte tam böyle bir zamanda, gerçekliğimde mi hayalimde mi olduğunu kestiremediğim bir peri beliriverdi karşımda. Odamda bir o yana bir bu yana dört dönüp pır pır uçuyor, adeta dikkatimi celbetmeye çalışıyordu. Onunla ilgilenmiyormuş gibi yapmayı sürdüreceğimi anladığında burnumun dibine kadar giriverdi. Onu tokatlayıp bir sinekmişcesine duvara yapıştırmayı planlıyordum fakat bundan vazgeçtim, çünkü neler saçmalayacağını çok merak ediyordum.
Tipik bir utangaç kız tavrı sergileyerek, bir türlü konuşmaya başlamak istemiyordu. İlk sözü benim söylememi ümit ediyordu. Periler hep kız mı olmak zorundaydı? Acaba bakire miydi, yoksa daha önce birilerinin dileklerini defalarca gerçekleştirmiş tecrübeli ve olgun bir kadın mı? Neden lambadan çıkan bir cin görmüyordum da benim kültürümden olmayan bir peri görüyordum, cinlere inanmadığımdan dolayı mı? Periler çok mu inanılasıydılar?
Ama şu noktada, bir erkek olduğum gerçeğini de göz ardı etmemek gerek. Hem ben, hangi cinsiyetten olduğu belirsiz, ayakları tersten bir yaratığı ne yapayım? Oysaki şu peri hiç de fena gözükmüyor. Küçük, şirin bir şey. Evire çevire...

-Ne var, ne oldu?
-Dile benden ne dilersen.
-Nasıl olacak bu iş?
-Sen aklından bir şey geçireceksin, ben de onu gerçeğe dönüştüreceğim.
-Ben zaten aklımdan sürekli bir şeyler geçiririm, hangi birini gerçekleştireceksin?
-Birine yoğunlaş sadece, her şeyi gerçekleştiremem tabii ki.
-E, yoğunlaştık diyelim. Sonra? Aklın, mantığın basıyor mu bu iddia ettiğine?
-Şu elimdeki asayı görüyor musun? İşte ben bunu havada bir kere sallayınca o dilediğin şeyi gerçekleştirmiş olacağım.
-Bütün olay asada yani. Sen ne boka yarıyo’sun o zaman?
-Kabalaşıyorsun. Dileğini gerçekleştirmem böyle yaparsan.
-Çok da umrumdaydı, benim dileyeceğim şey zaten peynir ekmek. Gidip kendim yaparım, elim ayağım tutuyor çok şükür.

Bu laftan sonra periyi odada yalnız bırakıp mutfağa gittim. Ancak fark ettim ki maalesef evde hiç peynir kalmamıştı. Periye dönüp bir kalıp peynir mi dilesem diye düşündüm fakat ona muhtaç kaldığımı hissettirmek istemiyordum, boşu boşuna burnunu kaldırmak yersizdi. Hemen bakkala gidip bir kalıp peynirle eve döndüm. Peynir ekmeğimi güzelce hazırladım ve odama geçip yemeye başladım. Peri benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu fakat göz ucuyla habire beni kesmesi dikkatimden kaçmıyordu.

-Al bi’ lokma, göz hakkıdır.
-...
-Alsana kızım, iki saattir uçup duruyo’sun, yorulmuşsundur.
-Hiç senin gibi biriyle karşılaşmamıştım. Aşk dilerlerdi, para dilerlerdi, başarı dilerlerdi. Ben de gerçekleştirip  giderdim hemen.
-Peynir güzelmiş.  Valla al bi’ parça acıktıysan, çekinme.
-Ühü ühü!
-Şimdi n’ooldu, neye ağlıyo’sun?
-Ben ne diyorum, sen ne diyorsun? Bu kadar kaba bir insan görmedim.
-Öyle deme, aslında çok romantik biriyimdir. Gel hadi yanıma, gel! Ağlama artık.

Peri yavaşça yanıma sokuldu ve başını omzumun üstüne koydu. Saçını okşayarak onu teselli etmeye çalıştım. Ağlaması biraz kesildi. Karnım da doyduğuna göre artık ikinci aşamaya geçebilirdim. Elimi kibarca göğüslerine doğru yönlendirdim ve onları okşamaya başladım. Alnını öptüm ve kaçınılmaz olarak elimi daha aşağılara doğru kaydırdım. Şimdiye kadar tepki göstermemesine rağmen elim oraya ulaşınca birden cellallendi:

-Ne yapıyorsun sen? Hayır, olmaz!
-N’oolucak kızım, elliyorum sadece biraz.
-Hayır olmaz dedim. Babam ne der sonra!
-Baban nereden bilecek kızım, bak sadece biraz...
-Hayır diyorum, hayır! Ühü ühü! Sapık mısın sen ya!

Bu “sapık” lafı beni hem daha fazla tahrik etmiş hem de inanılmaz sinirlendirmişti. Sen kimdin ki bana sapık diyebilecek! Var mıydın yok muydun bu bile belli değildi daha. O kadar sinirlenmiş ve azmıştım ki perinin kolunu bacağını tutup tokat üstüne tokat yağdırmaya başladım suratına.

-Ulan kaltak, dile benden ne dilersen diyo’dun iki dakika önce! Daha ilk andan beri senle sevişmek istiyorum, bariz değil mi? Hani, ne oldu periliğine!
-Ühü ühü! Ama olmaz, hayır, bu şekilde olmaz!
-Ne demek olmaz! Her şeyi sen yapacaksın di mi, bi’ halt beceremeyiz biz. Gör bak işte, nasıl beceriyorum! Ha-ha! Üstüne bir de seni beceriyorum tatlı niyetine. Sen benim dileklerime muhtaçsın kızım, bunu böyle bil!

Kötü bir adammış gibi şeytani kahkahalar atmaya başlamıştım ama hiç de kötü bir adam olmadığımı adım gibi biliyordum. Perinin kanlar içindeki suratına bakarken dahi kötü bir insan olmadığımdan emindim. Ama attığı çığlıklara bakılırsa küçük peri tam aksini düşünüyordu. Irzına geçen bir adamı sevmek kolay değildi elbette. O böyle kaba ve bayağı cümlelere dayanamayacak denli narindi fakat varlık nedenine ters düşecek bile olsa birisinin ona bu tür cümlelerin de kurulabileceğini göstermesi gerekiyordu.
Nitekim malum şeyi malum yere yerleştirdikten sonra peri birden paramparça oldu. Çünkü o kadar küçük ve narindi ki buna dayanamazdı. Beklediğimin aksine bir peri tozuna filan da dönüşmemiş, binlerce et ve kan parçacığından ibaret bir hale gelmişti. Varlığını hatırlatabilecek ondan bana geriye kalmış tek şey ise debelenirken yere düşürdüğü parıltılı asasıydı. Asayı yerden aldım, şöyle bir inceledim ve hiçbir boka yaramayacağını bildiğimden ötürü bir çakmakla hiç düşünmeden yaktım.
Asanın çıkardığı duman tüm odayı bir anda kaplayıverdi. Bu dumanı içime çekerken zihnimde oluşan ilhamla – fakat benim zorla ve söke söke elde ettiğim bir ilhamla – masamın başına geçtim ve kağıt üstünde tek ve nihai asa olarak kabul edilen kurşun kalemimi elime alarak asıl dileklerimi kendim gerçekleştirmeye başladım.

1 yorum:

  1. mini mini periler kalemini yemeden sikmen iyi olmuş

    YanıtlaSil