Follow by Email

17 Mayıs 2011 Salı

OTO

“Öyle hayatının her döneminde sürekli çok ilginç badireler atlatan, yaşamı adeta bir roman gibi olan bir insan olduğumdan değil; yaşadığı her olaya dünyanın en kurgu anlamlarını yükleyen iflah olmaz bir hayalperest olduğumdan da değil; tam da aksine sıradan mı sıradan, herkes gibi basit bir insan olduğum için yazmak istiyordum kendi hayatımın, düşüncelerimin, bilincimin romanını. Kendimden başka bir konuyla ilgilenmek istemiyordum, fakat kendim de benden habersiz pek çok şeyle ilgilendiği için sadece ben ben ben diyen bir deli olamazdım hiçbir zaman haliyle, ontolojik düzlemde imkansızdı bu. Fakat meselenin özünde, içeriğin temel olarak tek bir kaynaktan beslenmesini diliyordum: Kendim. Herkes gibi kaşı, gözü, kulağı, dili, eli, kalbi olan basit bir insan. Dolaylı olarak da tüm insanlığı anlatmak istiyordum aslında içten içe. Çünkü onları anlatabilmem için, herkese çok benzeyen ve bir o kadar da benzemeyen kendimden başka daha iyi bildiğim bir konu yoktu bu dünyada. Ne edebiyat ne sinema ne müzik ne resim. Prof. Dr. Bizzat Kendim. Hem böylece yaşamımın hangi dönemindeki ne tür olayların etkisinde yazdığımı araştıracak biyografik külfetlerden de kurtulurdu insanlar. Lüzumsuz okumalara, tahminlere, yorumlara ihtiyaç kalmazdı ve yaşananlar, olmuş bitmiş görüntüler, kısacası kendi gerçeklerim nesnele en yakın halleriyle oldukları gibi gözlerimizin önünde duracaktı sözün ve yazının elinden geldiğince anlatabildikleri kadarıyla. O halde geriye tek bir ricam kalıyordu sizden: Lütfen, bu dramatize megalomanlığımı mazur görün.”

Bok görürüm; bencil, megaloman, garantici pezevenk! Sırf bunu yazdın diye sen şimdi kendini kurtarmış mı oldun lan, it! Niye herkes otobiyografik eğilimle doğuyor be! Hah, bak bir tane daha var böyle metin, pabuç kadar başlık koymuş bir de: Zihin Krallığı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder