Follow by Email

19 Mayıs 2011 Perşembe

KAPAK

Kitabın kapağını tasarlamak utanmazlığı, aymazlığı ve yüzsüzlüğünde bile bulundum daha şimdiden. Hani şu diğer öyküde de anlatmıştım, kutu içinde kutu şakası. İşte kapakta bu kutuları kuş bakışı göreceğiz: Büyükten küçüğe doğru ilk sekiz kutu çoktan açılmış, fakat hiçbiri en büyük kutunun içinden henüz çıkarılmamış. En içeride ise şu an kapalı olan dokuzuncu kutu – şimdilik en küçükleri – kırmızı bir kurdelayla üsturupluca paketlenmiş. Elbette hayal ediyoruz ki onun içinden de bir kutu çıkacak, sonra ondan da, sonra ötekisinden de... Öykü içinde öykü. Katman katman kurgu.
Bir kitabın diğer mallara göre daha çok ilgi çekebilmek yolundaki en büyük kozlarından biridir kapak kısmı. İçindekileri yazmam yetmezmiş gibi bir de buna karışıyorum artık. Oldu olacak tanıtım laflarını filan da ben bulayım, arka kapaktakileri, önsözü, hatta sonradan gelecek eleştirileri filan mesela. Tüm süreci iyice sahiplenmeye başladım. Tam bir pazarlamacıya dönüştüm. Davranış biçimi haline gelmesinden korkuyorum. Örnek olarak, şöyle şeyler de yazmaya başlarsam bitmişim demektir zaten:
Abdal Kutusu.
Bu kış,
Şaşıracak,
Bayılacak,
Sonunda anlayacaksınız.
Erdem Tezbaşaran!
Faruk Üstünel!
Cengiz Köprücü!
Türkan Şoray!
Cüneyt Arkın!
Oğuz Atay!
Ve konuk oyuncu:
Brad Pitt! (Diğerlerinden daha çok para aldı.)
Nefes kesici.
Ürpertici.
Eğlenceli.
Bu yaz,
Pardon kış,
Korkudan
Ve
Gülmekten
Altınıza
SIÇACAKSINIZ!
Çok yakında!
Filan falan.
Ne denli maruz kalmışım ki bunlara, hiçbir eğitim almadan şerefsiz olabiliyorum ben de artık onlar gibi. Doğuştan değil ama sonradan edinilmiş bir yetenek. Silip kurtulabilmek her zaman mümkün, henüz daha bu bataklığa iyice saplanmamışken.
Şu kapak fikrini de yırtıp atmalı yavaş yavaş beni ele geçirmeden, aklımı çelmeden.
Siktir, tabii ki yapamam!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder