Follow by Email

20 Mayıs 2011 Cuma

KAFASI GELMEK

Şimdilik yalnızca, sarhoşluk veren maddelerin uçurucu etkisi kendini gösterdiği zaman kullanılan bu deyimi Türk dilinin geneline mal etme niyetindeyiz. Herhangi bir şeyden zevk alınırken olayın içine fazlasıyla dahil olunduğunda ve konuyla ilgili bilincin iyice yükseldiği, yabancılaşmanın henüz söz konusu olmadığı zamanlarda bu deyimi kullanmaktan çekinmeyeceğiz artık. Muhabbetin kafası geldi, kitabın kafası geldi, metnin kafası geldi, filmin kafası geldi, seksin kafası geldi…vs. Yapılan eylemden verimli olarak saf bir haz alınmaya başlandığını, kullanıldığı yere cuk diye oturarak belirten bu deyimin ileride yaygın olarak kullanılacağını haber veren tarih işte bu notların yazılıyor olduğu tarihtir. Bu dilsel deneyin ilk elden gözlemcisi olarak dil denilen canlının nasıl geliştiği ve kendi ifadelerini yarattığı konusunda büyük bir bilgi sahibi olabiliriz. İşte bu notlar gerçekleşmesi muhtemel bu olgunun kanıtlarıdırlar. Böyle bilinsin!
Yan çizmek gibi de olmasın fakat biz elbette ki bunun mutlaka hemen yarın gerçekleşeceğini söylemiyoruz. Ama ya tutarsa diyerek Nasreddin Hoca’yı anmaktan da geri durmuyoruz. Ne büyük bir deneyim olurdu bizim için! Bir atamızın günün birinde kıçından uydurduğu bir deyişin beşyüz yıl sonra yaygın olarak kullanıldığını öğrenmesiyle yaşayacağı zamansız şaşkınlığı aynen biz de geçirirdik, hem de henüz bir ata olmadan. Kafası gelirdi kısacası. Çocukça bir heves belki de. Kısmet, nasip, bakalım ne olacak?

Beş ay sonra...
Bugün sinemadan çıkarken tanımadığım birisinin tesadüfen şöyle dediğini işittim: Oğlum, inanılmaz bir filmdi lan, kafası gelmiş resmen.
Bebeğim benim, deyimim, deyişim, kalıbım, kanım, canım, dilim, bir tanem... Hoş geldin aramıza! Ne de güzel sallamışız seni kafamızdan! İfadesizliğimiz bir nebze daha azaldı böylece. Her şey sallamakta bitiyor sanırım, çünkü birileri tutuyor bunları mutlaka. Birden “beş ay sonra” yazmak başka ne anlama gelebilir! Tuttu mu tutuyor ama.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder