Follow by Email

26 Mayıs 2011 Perşembe

İSTATİSTİK

Şansa inanmam. Tesadüfe veyahut tam tersi olan kadere filan da inanmam. İnanmadığım şeyleri sevmem. Fuzuli şeylerdir bunlar, haklarında ne kadar konuşsak boş. Bu soyut kavramların matematikle kısmen çözüldüğünü iddia edenler vardır. İşte bu iddiada bulunanlardan birinin sınavına girecektim birazdan.
Bir torba var. Bu torbada üç kırmızı, beş yeşil, dört tane de turuncu top var. İlk çekişte kırmızı çekme olasılığı soruluyor. Peki ya ikinci çekişte ilk topu geri atmadan başka bir renk  – misal turuncu – çekme olasılığı kaç? Eğer turuncu çekersek iki zar atıyoruz ve bu zarlardan ilkinin üç, ikincisinin beş gelmesi bize yazı-tura atma şansı kazandırıyor. Eğer yazı gelirse bir kadın gelecek ve bizimle birlikte olmak isteyecek. Son sekiz sevişmedeki ortalama performansımız tam olarak on üç dakika. Bu yeni sevişmedeki icraatımızın on birinci dakikada sona erme olasılığını tüm değişkenleri göz önünde bulundurarak hesapla.
Sorular bu ve bunun benzerleri. Matematik kullanılarak hesaplanabilirler elbet bunlar ama bu hesap, olayın gerçekleşeceği anlamına gelmez. Eğer işin ucunda güzel bir kız varsa ben sana o kırmızı topu beş kere de çekerim, on kere de. Renk körlüğümü hesaba katmamak kaydıyla tabii.
Hocam diyorum, dünyada yüz milyarlarca değişken var işte böyle, hangi birini hesaplayayım sana. Daha ilk topu çekmeden maazallah deprem filan olur belki, ben de fırlar kaçarım, kalırsın toplarla baş başa, ne malum! Ben derse çalışmadım demiyorum, çalıştım fakat yöntemleri pek de sağlıklı bulmadım.
Çocuğum diyor hoca, teorik şeyler bunlar, sen ne saçmalıyorsun, mazaret üretme hemen.
Peki hocam o zaman diyorum, son yirmi senede kaç öğrenci bıraktınız, söyleyin bana bunu. Duraksıyor, düşünüyor, yirmi sekiz diyor. Galiba yirmi dokuz olacak diye de ekliyor. İyi hocam diyorum, ben benim de kalma olasılığımın yüzde yüz olduğunu isterseniz size matematiksel, teoriksel veya siz artık ne diyorsanız, o şekilde ispatlayabilirim.
Hoca karşısında matematikle ilgisi olmayan bir adamın durduğunun farkında. Diyor ki gel benle o zaman, sana yan odada özel sınav yapacağım ama eğer dediğini ispatlayamazsan hakikaten bırakırım seni sınıfta. Sittin sene de geçirmem, anlaşıldı mı?
Tamam diyorum ve yan sınıfa geçiyoruz. Yeni kağıt çıkar ve yaz diyor, yirmi yılda yirmi sekiz öğrenci kalmışsa bu sene sınıfta kalma ihtimalin ne kadardır?
Kağıda şöyle yazıyorum:
Hocam senin ananı, avradını...
Yüzde yüz kalıyorum işte, buyrun kanıtı.
Sevgiler, saygılar...
Veriyorum kağıdı hocanın eline. Koca bir ikilemle baş başa kalıyor.
Eğer beni geçirmezse yanıtı doğru vermiş olacağım ki bu durumda da beni geçirmesi gerekecek. Fakat bunu yaparsa da benim yanıt yanlış olacak ve bu da beni geçirmemesini zorunlu kılacak.
Her halükarda hoca anasının edilgenliğiyle kalıyor. Benim de başka bir amacım yoktu zaten. Geçirmiş geçirmemiş kimin umrunda, ben ona geçirdim ya! Çünkü böylesi cidden çok daha eğlenceli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder