Follow by Email

10 Mayıs 2011 Salı

DELİ BAŞLANGIÇ

Bir mucize gerçekleşti ve kafama çok ciddi bir darbe alıp (nasıl bir kaza olduğu uzun hikaye) hemen hastaneye kaldırıldım. Bu bir dönüm noktasıydı. Kimi akli yeteneklerimi kaybetmiştim doktorlara göre. Başlarda çok üzüldüm, ama neye neden üzülüyordum! Tam tersine bunun bir fırsat olduğunu keşfettim. Akli yaşama zorunluluğundan sıyrılma fırsatı. Böylece her hareketimi, davranışımı, lafımı meşrulaştırabilirdim. Utanma sıkılma kalmamıştı. Pişmanlık yok olmuştu. Özür dilerim, kazadan beri böyleyim, anlıyor musun? Hatta özüre bile gerek yoktu. Beni biraz araştırıp davranışlarımın sebebini öğrenebilirlerdi. İnsanlar bu tür kusurları mazur görürlerdi, eğer sinirlenmemişlerse. Üstelik bir de eğleniyorlarsa demeyin keyiflerine. Zararsız oldukları sürece tüm deliler komiktiler, eğlenceliydiler. En azından ben böyleydim. Karşımdakini güldürebilmem için istediğim her şeye sahiptim. (Mesela durup dururken donumu bile indirebilirdim.) Dünyanın tüm gülünçlükleri benim hizmetimdeydi. Çünkü yapmaktan çekineceğim hiçbir şey yoktu, çünkü kendimi mantığın dilinden soyutlamıştım, çünkü biliyorsunuz bir kaza oldu ve o günden beri aklım gidip geliyor, elimde değil. Numara mı yapıyordum, gerçekten böyle miydim, bu sınırsız özgürleşmeden aldığım sonsuz keyif sebebiyle bir noktadan sonra ipin ucu kaçtığı için bu soruyu artık daha fazla kafama takmıyordum. Özgürdüm. Vücudum değil, ama aklım özgürdü asıl önemlisi. Kitabı bu hale ancak bu şekilde getirebilirdim. Sikimde değildi hiçbir şey, küfürlü yazmak bile. Çünkü bildiğiniz üzere bir kaza oldu ve...

“Şimdi komedinin bayağı insanları kullanarak ve onların kusurlarından zevk alarak, gülmekten aldığımız keyfi teşvik edişini tartışacağız.”

ARİSTO

Epigraf hiç sonda olur muymuş? Ama kaç kere dedim ya bir kaza geçirdim, sonra da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder