Follow by Email

29 Mayıs 2011 Pazar

ÇOK-ADAM

Bana da parçalanmış zihinli bir insan rolü yapmak denk geldi işte şu fani dünyada. Ama yeter mi? Rolümü kırk yıllık oyunculara taş çıkartacak denli sağlam oynasam, hatta rol dahi yapmayıp delirerek doğrudan o adam olsam bile yeter mi? Şu sonsuz evrenin görebildiğimiz tarihinde ancak bu mu olacaktım? Bir vida? Sadece tek bir adam olup da varoluşumu tamamlamak istemiyordum, yetmezdi bu bana. Ama bir şans verilir de ölümümden sonra ikinci bir insan daha olursam – reenkarnasyon diyorlar buna, ama bence değil – o zaman da ilk varoluşumun özgünlüğünün bir anlamı kalmıyordu. Zaten bence öldük mü ölüyorduk, tüm biricikliğimiz yok oluyordu. Tekrar doğsak bile eğer ki önceki varlığımızdan hiçbir şey hatırlamıyorsak ve herhangi bir süreklilik arz etmiyorsak bu yeniden doğuşun ne anlamı kalıyordu, bambaşka yeni bir biricikliğe kavuşuyorduk. Hem bir başkasının anılarını hatırlayıp da o bir başkası olmamak cehenneme gitmekten bile kötü olabilirdi. O halde benim için en geçerli yol, şu mevcut varlığımı mümkün olduğunca parçalara ayırıp, her bilinçten tatmaya çalışıp bir çoğulluk ihtiva ediyormuş gibi düşündürmekti insanlara. Ama başlangıçta yakındığım noktaya geliyorum: Parçalanmış, çok kişilikli bir insan rolüdür en nihayetinde o da. Bu hayatta bana biçilmiş rol budur. Hangi parçam söylüyor bunu size, önemli değil, benim işte söyleyen. Aslında çok eğlenceli. Kim dedi lan bunu, hangi kişiliğim söyledi? Zevkli be işte, zevkli! Koyver gerisini.

2 yorum:

  1. Karaktersiz olmaya bahane aramak buna derim işte!

    YanıtlaSil
  2. esnek olucaksın, asıl karakter bu

    YanıtlaSil