Follow by Email

30 Mayıs 2011 Pazartesi

BİRİNCİ

Üçüncüyü geçen üçüncü olur. İkinciyi geçen ikinci, birinciyi geçense birinci. Bu, bilindik bir sorudur: “Şunu geçersen kaçıncı olursun?” Çocuklar bunun cevabını genellikle yanlış verir ama yetişkinler doğru cevaplamak zorundadır. Zaten bu yüzden yetişkin olmuşlardır.
İğrenç bir sabah ayazı var. Deniz kenarında bulunuyor olmam soğuğun etkisini daha da arttırıp dişlerimin istemsizce birbirine vurmasına neden oluyor. Soğuktan bir an önce kurtulmak için adımlarımı hızlandırıyorum. Beni yarış alanına götürecek olan deniz taşıtına, yani motor’a gişelerden bir bilet alıyorum. Gişedeki kişi bir yarışçı olduğumun farkında değil. Zaten o gişelerden her gün o kadar çok insan geçiyor ki biletleri verdiği kişilerin insan olduğunun bile farkında değil. Bu mahşer kalabalığı her zaman dikkatimi çekmiştir. Aslında hepsinin tek bir kalabalık değil de ayrı ayrı insanlar olması ise şimdi dikkatimi çekiyor.
Bir yarışçı olarak kendime ilke edindiğim en önemli düstur şu: “Nüfus patlamasının çılgınlığa ulaştığı bir çağda ikincileri kim dikkate alır?” Başarılı, en başarılı olmak çok önemli. Birinciyle aramdaki fark ne kadar az olursa olsun, birinci yine birincidir. Beni birinci olmanın eşiğine getiren ama içeri itemeyen tüm çabalarım ise birer hiç olur gider.
Küçük bir motorun nasıl da bu sayıda insanı taşıyabileceğini hiçbir zaman kafam almadı. Tüm oturma yerleri dolmuş ve pek çok kişi ayakta. Israrla yolcu almaya devam ediyorlar. Motor kıyıdan ayrılırken bile motora zıplayarak binenlerin sayısı hiç de az değil. Nasıl batmıyoruz şaşıyorum. Teknoloji demek ki hepimizi su üstünde tutabilecek kadar ilerlemiş. Ama aynı teknoloji pek de konforlu bir yolculuk olanağı tanımıyor bize. Dalgaların motorda oluşturduğu şiddetli sarsıntılar kalabalık içindeki insanların birbirine çarpmasına neden oluyor. Tartışmalar çıkıyor. Atışmalar, söylenmeler ve küçük çaplı kavgalar ortamı dolduruyor. O kadar çok insanız ki burada, insanlıktan çıkıyoruz.
Kalabalıktakilerin pek azı benim gibi yarışçı. Çoğu seyirci. Ama kimilerinin bir yarıştan haberi bile yok. En kötü durumdakiler onlar. Ayrıca en mutlu olanlar. Umursanmamayı umursamayanlar.
Motor yolu yarılıyor. Pisti kontrol için dışarı çıkıyorum. Başlangıç çizgisi demir bir zincirle belirlenmiş. Zincirin en sağına geçiyorum. Çünkü motordaki görevli, zinciri sağ taraftan açacak. Bu da bana avantaj sağlayacak.
Karşı kıyıya yaklaştıkça yarışçılar zincir boyunca diziliyorlar. Seyirciler ise arkamıza toplanıyor. Her yarışçının gözünde aynı arzuyu görebiliyorum: Birinci olmak. Yani çılgın bir kitlenin arasından sıyrılmak ve göze batabilmek. Bu başarımızın kimsenin umurunda olmayacağının farkında olsak bile.
Aslında başarı filan değil bizim aradığımız. Sadece insan olmak istiyoruz. Kalabalıktan ayrılarak aslında tek bir kişi olduğumuzu göstermek istiyoruz. Bu yarış bize bu şansı tanıyor. Kendimizi katılmaya zorlanmış hissetsek de bu yarış bize mücadele olanağı veriyor.
Motorun iskeledeki lastiklere çarparak durmasına çok az kaldı. Zincir çözülüyor ve yarış başlıyor. Artık her şey serbest. Her zamanki gibi.
Yarış toplam yedi saniye sürüyor. Bu yedi saniyenin altısını, motorun ucuna geçip mesafenin iskeleye atlayabileceğim kadar azalmasını bekleyerek geçiriyorum. Geri kalan bir saniye ise benimle aynı anda atlamış kişiyle havada yaptığım çekişmeyi kapsıyor. Diğer yarışçılar zaten çoktan geride kaldı, elendi ve kalabalık tarafından yutuldu. Ağırlığımı diğerine göre daha fazla veriyorum ve iskeleye ayak basan ilk ben oluyorum. Birinciyim.
Seyirciler coşmuyor, flaşlar patlamıyor, gazeteciler röportaj için yanıma koşmuyor. Motoru iskeleye bağlamakla meşgul olan görevli bile elimi sıkıp tebrik etmiyor. Boynuma çiçek takacak güzel kızlar yerine, yeni başlamış yağmuru fırsat bilip şemsiye satmaya çalışan satıcılarla karşılaşıyorum. Bir adet şemsiye alıyorum ve günümün geri kalanını birinci olabileceğim daha mantıklı yarışları araştırarak geçiriyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder