Follow by Email

23 Mayıs 2011 Pazartesi

BENZETMELER

Bilincimiz bedenimizin yegane kiracısıdır. Bu kiralık evi başkasıyla paylaşmamızın imkanı yoktur, eğer yapışık ikiz değilsek. Fakat yine bu bilincin, evin camından sarkıp diğer evlere seslenmesi her zaman mümkündür ki biz buna sosyal ilişki deriz. Binlerce evin yan yana gelmesiyle kimi mahalleler, semtler, şehirler ve ülkeler oluştururuz ki buna da toplumsal yaşam denir.
Evlerimiz bildiğimiz anlamdaki evler gibi değildirler, asla sabit durmazlar çünkü her birinin bilinçlerimiz tarafından yönetilen ayakları vardır. Evin ihtiyaçlarını karşılamak için bilincimiz ihtiyaçların giderileceği bölgelere doğru bu ayakları harekete geçirir ve böylece evin içindeki düzen aksamadan devam eder. (Kaplumbağa?)
Fakat kimi zaman ayrı ayrı evlerin ihtiyaçları o denli farklılaşır ve tatmin yolları o denli kesişir ki çevreye tam bir çarpık kentleşme hakim olur. Bu konuya birazdan değineceğiz.
Henüz şimdilik yeterince sağlam bir malzeme bulunamadığından ötürü her evin belli bir ömrü vardır. Eninde sonunda her biri çökmeye mahkumdur, hem de bilincimizin o an halen evin içinde bulunuyor olmasına karşın. Fakat bu bilinç ev yıkıldıktan sonra bile enkazı bir arada tutar (tabii kayıt altına alınmışlarsa), ki zaten yeni evlerin hareket alanları yine bu enkazların üzerinde bulunur, aynen Truva şehrinde olduğu gibi.
Ancak bazen kimi enkazların gereksiz yere hareket yollarını tıkadığı da olur. İşte böyle durumlarda daha rahat bir hareket olanağına sahip olmak için çevreyi bu tür kalıntılardan temizlemek gerekir.
Çarpık kentleşme konusuna gelirsek... Bu durum, evlerin birlikte yaşayabilmeleri açısından büyük bir sorun teşkil eder çünkü az önce söylediğimizin aksine her evin vaktinde yıkılması gibi evrensel bir kaide yoktur. Her ev bir öteki evin yıkımına dolaylı olarak da olsa her zaman sebep olabilir veyahut bazen bizzat kendisi isteyerek. Gerek camdan bağırma yolunu kullanarak birlikler oluşturup, gerekse de diğerlerini kaygan zeminlerde ikamete zorlayıp...vs.
İşte bu gereksiz yıkımlara bir dur diyebilmek ve her evin ihtiyacını düzgün bir şekilde karşılayabilmek için akılcı bir planlamaya ihtiyaç vardır. Evlerin kendi başlarına da keşfedebilecekleri bu planlamaya bizler politika diyoruz.
Bilincimizin bu evi sadece bir kere kullanacağı doğrudur, bu sebeple her ihtiyacı mümkün olduğu kadar, hatta bazen daha da fazlasını isteyerek karşılamak lazımdır. Fakat aşırıya kaçılan durumlarda çarpık kentleşme sorununun her an kendi evimizi de tehlikeye sokabileceği ihtimali sürekli göz önünde tutulmalıdır ki politikanın olmazsa olmazlığı da bu gibi durumlarda kendini gösterir.
Kimi zaman tüm sorunları hallettikten sonra evlerin kendi kendilerine durup düşündükleri de olur: Benim müteahhitim kim? Hangi malzemeden yapılmışım? Bodrum katımda ne var? Falan filan... Maalesef en sonunda şöyle bir sonuca varılır: Nihayetinde hepsi bir avuç boktan benzetme.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder