Follow by Email

17 Mayıs 2011 Salı

ALIŞILAGELMEDİK BİR BİYOGRAFİ: SEN KİMSİN Kİ LAN?

Cidden, neyine güvenip de yazıyorsun lan bunları? diye bağırdı kalabalığın içinden biri.
Şöyle düşünmeli: Güvendiğim tek şey, yazmaya karar verdiğim şeylerin yine karar verdiğim anda benim tarafımdan kağıda geçiriliyor oluşuydu. Çünkü yazılması gereken bir yenilik, daha başka birçok konunun da elenmesiyle birlikte yine benim biricik bilincim tarafından özellikle seçilirdi ki eğer o şey benim için yeniyse tümevarımsal düşünerek pek çok kişiye de yeni gibi geleceğini öngörebilirdim, hiç değilse umut edebilirdim; o halde yazılması lazımdı, yoksa israf olacaklar ve sonsuz bir yokluğa karışacaklar korkusuyla yüzleşmek zorunda kalırdım her saniye, gerçi her ne kadar bu bencilce karar bilgi kirliliği açısından genel ve daimi bir risk taşıyor olsa da. İşte benim bir şeyin yazılıp yazılmaması gerektiğine karar veren hoyrat ve basit düzeneğim bundan ibaretti. Sadece buna güvenirdim, çünkü ne kadar fazla okursam okuyayım, öğrenirsem öğreneyim kör noktamda kalan ve bildiğimi sandığım ya da bilmediğimden ötürü var olmadıklarını düşündüğüm bilgilerin ağırlığı karşısında güvenebileceğim bir tek bu vardı benim şu cahil elimde, nihayet bir karar verip de yazmaya başlayan şu savruk ve titrek elimde. Ben yazdım oldu küstahlığı bana uzak Allah'a yakın olsundu kısacası, başka ne diyebilirdim!
Evet, bunları düşündüm. Düşündüm de söyleyebildim mi? Hayır. Yazıyoruz işte abi dedim çekinerek, o kadar. Adam da susup yerine oturdu. Demek ki o kadar da düşünmeme hiç lüzum yoktu.

1 yorum: