Follow by Email

21 Mayıs 2011 Cumartesi

ALEV

Onun ismi Alev, benimkininse hiç mi hiç önemi yok. Ben onun kocasıydım, bu kadarını bilin, yeterli.
Ebeveynlerinin, Alev'in ismini koyarken saçlarının renginden esinlendiğini söylememe gerek yok sanırım.
İnsanlar, benzetme yapmayı ne de çok seviyor. Sanki böyle sanatsal yollara başvurarak coşkusuz varoluşlarına bir anlam yükleyebileceklerini sanıyorlar. İçgüdüleri adeta bunu yapmaya yönlendirilmiş gibi: Doğadan bir şey al, yaşamdaki başka bir şeye benzet ya da tam tersi.
Aynı anlayıştan uzunca bir süre ben de musdariptim. Bu tür şairane oyunların ruhumuzda hayata dair pek çok hoşluk uyandıracağına, bunlar sayesinde hayatın çok daha anlamlı olacağına inanıyordum.
Allah'tan kendimi artık bu metaforik kabuslardan tamamıyla kurtarmış bulunmaktayım.
Alevciğim de sizlere ömür.
Oysaki ne de güzel saçları vardı. Güneşin altındayken sanki alev alev yanarlardı.
Zaten ben onun ilk saçlarına tutulmuştum gençliğimde.

Ah, Alev, senin aşkından yanıyorum.

Bir kor ateşi fırlattın gönlüme.

Yüreğim bir yangın yeri,
Bu yangını sen başlattın,
Büyüdükçe büyüyor.

Ah Alev,
Kimileri ateşi Tanrı yaptı kendine,
Ben ise Tanrıçam seni.

Ne kadar oldu insan bulalı ateşi,
Bense daha yeni buldum Alev'i.

Alev, ruhum aşkından alev alev...

Buna benzer yüzlerce edebi saçmalık. Hepsi birbirinden farklı. Aslında her biri ötekinin bir kopyası. Kopyanın da kopyası.
Her dakika icat ettiğim bu kelime oyunlarının haddi hesabı yoktu. Haliyle onu tavlamam çok da zor olmadı. Bu basit methiyelerin onu zevkten dört köşe etmesine karşılık ben de bundan hoşlanmıyor değildim hani.
Fakat başlangıçta gayet masumca ortaya çıkan bu küçük manzumeler zaman geçtikçe terk edilemez bir davranış biçimini aldı.
Evlendikten sonra bile hayatımızda var olmaya devam ettiler. Bu şekilde konuşmayınca ikimiz de mutsuz oluyorduk, belli belirsiz bir rahatsızlık hissediyorduk içimizde.
Günlük konuşmalarımızda dahi böyle anlaşıyorduk. Artık bize özel ortak bir dilimiz olmuştu. Yapaylığın, ikiyüzlülüğün, çok anlamlılığın dili.
Koskoca bir ilişkinin, "süslü sanat yapmacıklığı" temellerine oturtulduğunu görmek bana elbette ki acı veriyordu, fakat yine de övgüler yağdıran şair koca rolünü oynamak zorunda hissediyordum kendimi.
Alev'in ise övgülere layık kadın rolü yapmasına gerek yoktu. Alev zaten o kadındı.
Fakat bir gün kendi kendime sordum: "Sadece tek bir basit kadın için, hem de sırf saçları kızıl ve ismi Alev diye bu kadar saçmalamanın manası nedir?"
Ve o günden itibaren bir daha asla onunla bu şekilde konuşmadım.
Onun da benimle birlikte normale döneceğini sanıyordum ki oldukça yanılmışım. Durum hiç de beklediğim gibi gelişmedi.
İlk başlarda, kabalaştığımı hatta hayvanlaştığımı söyledi. Artık onu sevmiyormuşum. Benliğimde onu seven eski erkekten eser bile kalmamış.
Kendi deyişiyle, ruhumdaki aşk alevi bir daha canlanmamak üzere sönmüş.
Benzetmeler, benzetmeler...
Zaman geçtikçe aramızdaki bu gerginlik kademeli olarak hızlıca arttı ve geri dönüşü olmayan bir noktaya vardı.
Hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Her gün sorun, her gün kavga...
Artık birbirimizden ölesiye nefret eder hale gelmiştik, aynı ortamda bulunmaya bile katlanamıyorduk.
Aslında derhal boşanmamız lazımdı, ancak belki de sırf bu kadar büyük bir nefret nedeniyle de boşanmaya yeltenmiyorduk.
Ben aldatmıyordum onu, nedense pek gereğini duymuyordum.
Fakat onun beni aldatmaması imkansızdı. Onun gibi bir kadın buna dayanamazdı.
Kaçınılmaz olarak başka erkekler buldu, onlara yöneldi. Kendisine şiir yazan, methiyeler düzen başkalarına.
Aldatıyordu beni. Bunu yaptığı çok açıktı ama bir türlü iş üstünde yakalayamıyordum, ispatlayamıyordum.
Bir gün, iş yerimdeki ofisime kırmızı zarflı bir mektup geldi.

Alev'ini şu an başkaları körüklüyor. / Bir Dost

Allah seni kahretsin be adam, illa böyle mi yazmak zorundaydın! "Karın seni aldatıyor" torbaya mı girdi!
Her neyse, iş yerimden ayrılıp hemen eve doğru yola çıktım. Bu anın bir gün mutlaka geleceğini bildiğimden dolayı da tabancam çoktan hazır duruyordu torpido gözünde.
Ama hayatımın boşa gitmesine sebep olmuş bu mahluğun, Alev'in, böyle basit bir şekilde ölmesine yüreğim pek el vermiyordu. Ona daha vurucu bir son gerekiyordu.
Eve kadar gidemeyeceğini anladığım arabama benzin almak için durduğum benzincideyken aklıma harika bir fikir geldi.
           
Nihayet eve geldim ve sessizce yatak odasının kapısına doğru yaklaştım. İçeriden, inlemeler ve hırıltılara ek olarak buram buram bir sıcak hava dalgası geliyordu. Neden acaba?
Çünkü içeride, alev alev sevişen karım ve bu alevi daha da körükleyen iki ademoğlu vardı. Kapı deliğinden gözüken buydu.
Kahpe karı. Anlaşılan bir tane yetmemiş ateşini söndürmeye, ikinciyi bulmuş.
Birden kapıya sert bir tekme atıp içeri daldım. Suratlarındaki ifade görülmeye değerdi.
Bana şaşkın şaşkın bakarlarken silahımı çıkardım ve daha da çok şaşırmalarına sebep olacak bir laf ettim:

- Aynı şekilde devam edin! Devam etmezseniz, ateş ederim.

Deminki hareketlerine zorla da olsa tekrardan başladılar fakat arkalarında bir tabanca varken güçtü tabii az önceki performansı yakalamak.
Onları biraz yüreklendirmek, canlandırmak için şunu dedim:

- Merak etmeyin sizi öldürmeyeceğim! Ben bundan zevk alıyorum zaten, ateşli bir sevişme izlemekten. Haydi daha hızlı sevişin, daha hızlı!

Bu lafın üzerine yavaş yavaş canlandılar ve çok geçmeden eski sıcaklıklarına kavuştular.         
Alev alev sevişiyorlardı yine, oda sıcaklığı normalin üstüne çıkmıştı.
Artık muhteşem final geliyor.
Onlar alev alev sevişedursunlar, aniden ben, arkamda sakladığım benzin dolu bidonun kapağını seri bir hareketle açtım ve koca bidonu Alev'le saz arkadaşlarının üstüne boca ettim. Bu hareketi yapmamla biraz geri çekilerek bir kibrit çakıp yatağa fırlatmam bir oldu.
Metaforun gerçekliğe dönüştüğü an.
Alev alev sevişiyorlardı.
Şimdiyse alev alev yanıyorlar.
Cayır cayır...

Yalancı diyeceksiniz bana ama yaptım ben bunu, cidden.
Başka bir anlam aramayın bu yaptıklarımda.
Artık yalan söylemek yok, çift anlamlar yok.
Özüm, sözüm bir. Vallahi yaptım ben bunu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder